6 Haziran 2026 Cumartesi

Geliyor geçiyor zaman, dönüyor durmuyor dünya

Pentagram - Sonsuz

Çok olmuş yazmayalı. Bir boş bulunuşlukla tüm yazdıklarımı okudum. Okuttu da kendini lan... İçeriğinde öyle böyle bir ruh varmış gibi hissettirdi. Çünkü bu noktadan geçmişime bakınca buraları ap ayrı bir dünyaymış gibi hissettirdi. Öyleydi de... Çünkü geliyor geçiyor zaman, dönüyor durmuyor dünya. 
Çok şey değişiyor, tarif etmekte güçlük çekiyorum. Ama yaş, ama tecrübe hayata karşı sıkılıveriyoruz. Benim tabirimle hayat alevimizi yitiriyoruz. 
Hayat alevi demişken eski yazdıklarımda da böyle boşluğa zaman zaman düştüğümü görüyorum. Ama her şu anımda "en büyüğü ve en gerçeği" olduğuna kendimi ikna ediyorum :) belki de haklıyımdır Kim bilir? Belki de her büyüyen boşluğa kendimi adapte edip yoluma devam ediyorumdur. Açıkçası bilmiyorum ^^
Çok üzücü gelecek bir şey söyleyeceğim ama gerçekten de bilgi tecrübe vs. artınca 'bilmiyorum' lar da artıyor. Bu bilmiyorum beraberinde bir bilgelik te getiriyor. Sınırlarını biliyorsun, sınırı aşmak için çabalamak istediğinde bunun heyecanını tekrar yaşıyorsun. Veya geçmişle şimdi yi bir bütün gibi görebilmeye başlıyorsun. Biliyorum diyerek yaptıklarını deneyimlediğin için yerini bilmiyorum lara bırakıyor. 
Tecrübe gerçekten seni sıkıcı hale getirirken zamanını da kurtarıyor olmalı. 

Mutlak gerçekte detaylar ne olursa olsun zaman geçiyor değil mi? 
Biz zavallı bilinçli varlıklar ölüme doğru gidiyoruz. 

Eski yazıları komple okuduktan sonra buraya aklıma ne eserse yazmak istedim. Bu yazı öyle meydana geldi. 

Hoşçakalın. 
Zamanınızı iyi değerlendirmeniz dileğiyle. 

Büyük patrona selamlar

   

Bu yazıyı 14 ocak 2024 te yazmışım ve yarıda bırakıp paylaşmamışım. Şimdi paylaşıp olduğu gibi bırakıyorum. 

Paylaştığım tarih 6 haziran 2026


   Titizce domino taşlarını dizdi adam. Her gün programlı bir şekilde ve titizce diziyordu taşları. Günler aylara, aylar yıla dönüştü. Adam gururluydu. Eserini somut bir şekilde görüyordu. Mağrurca ''bunları ben başardım!'' diyordu.  ''ben''   ''insanlar uyuyordu ben devam ettim,  insanlar ağlanıyordu ben çözüm ürettim, insanlar kaçıyordu ben üstüne gittim.  BEN BEN BEN YAPTIM''   
Adam başardıkça bir tık daha kendini zorluyor ve daha da zor şekilde diziyordu taşları kendini zorluyordu. Sınırları zorluyordu. Yenilmez hissediyordu. İskender'in zafer konuşmasını yaptığı zamandaki gibi ya da Cengiz Han'ın koca bir şehri yakıp kül ettiğinde hissettiği gibi. Nihayetinde o da bir insandı. 
Sonra hastalandı. Saldı her şeyi bir süre.  Önemli değil dedi hayat böyle. Normal.  Geçirdiği kayıp zamana huysuzlansa da güçlüydü ya telafi ederdi.  İyileşti. Kısa sürdü iyi hali. Bir kaç haftaya tekrardan hastalandı.  Daha da şiddetli hastalandı. Sinirleniyordu, kontrolün böylesine kendinde olmayışına sinirleniyordu! Ne kadar da zayıftı! Bir anda nasıl da tüm planlar alt üst olabiliyordu. İstemiyordu 1 taş daha koymak. Dominoların da canı cahannemeydi planların da. İstemiyordu bir şey. Adam öz yıkımda ustaydı. 1 yılda yaptığını 5 dakikada yıkmayı bilirdi. Sanki büyük patron onunla dalga geçiyor gibiydi. Yaratan... Adama istek verip daha sonra alıyordu. Hayatın tadını en güzel şekilde çıkarmasını sağlayıp sonra yok yere hissizleştiriyordu. Hiçbir sebep yokken keyfi kaçıyordu, depresifleşiyordu.  Adam buna rağmen robot gibi ''yapması gerekeni yapmayı'' öğrenmişti. Dominoları dizmeye devam ediyordu ama bu sefer de sıralı hastalıklar veriyordu sanki.  Bu kontrolsüzlük onu deli ediyordu. Gene kırılgan hallerindeydi. İçindeki küçük çocuk hala kurtarıcı bekliyordu. Bunu fark edince onu hızla susturdu adam. Ona kızdı. Akılcılıktan uzaklaştığı için o çocuğa kızdı. Ama o içindeki çocuk görevini yapacaktı. Sınuza kadar çocuk olmaya devam edecekti.