18 Nisan 2023 Salı

Oblivion Evreninden - Vampirliğe Tedavi (deneme)

       Vampir olmamın 71. günü. Her şey İmparatorluk sarayına sızarken gizli yer altı lağımlarında bir savaşa tutuştuğum bir vampirin beni ısırmasıyla başlamıştı. Tüm gücüm gizliliğimden geliyordu. Rakibim beni görmeden ona bir ok indirmiş olurdum. Fakat savaştığım vampir tek bir okla yere yığılacak değildi. Kafasına oku yemesine karşın inanılmaz bir hızda üzerime zıplamış ve dişlerini boynuma geçirmişti. Hızlıca hançerimi çıkarıp beynine saplamış olmam hastalığı kapmış olduğum gerçeğini değiştirmedi. 

    Geçirdiğim süreç ve maceralar bu günün konusu değil. Ben daha çok tedavime değineceğim. 





    Bravil şehrindeydim. Şapel'de rahibin istediği malzemeleri getirmiş ve evime dönmek için hazırlanmaya başlamıştım. Arkamı döndüğümde kısık bir ses tonuyla bana seslendi. 
-Son zamanlarda şehirde ısırılma vakalarını duydun mu?
(Şehirdeki tek vampir bendim. İnsanlar uyurken evlerine sızar geceleri onları ısırır ve beslenirdim. Yeteneklerim ısırdığım bölgeyi uyuşturur ve ardından şifa büyüleri ile yarayı kapatırdım. Her şey kusursuz işlerdi nerede açık vermiştim? )
-Sanırım bar'da bu konu hakkında konuşuyorlardı. Umarım bana uğramaz. Yoksa onu öldürmek için tereddüt etmem.
-Evet çocuğum biliyorum... Yine de eğer o vampiri görebilseydim ona Skingrad kontundan bahsetmek isterdim.
-Ne demek istiyorsunuz? 
-Skingrad şapeline dostumu görmeye gittiğimde, dostum bana kontun yıllarını bu konuyu çözmeye adadığını söylemişti. Belki onunla görüşmek isteyebilirdi...
(Gözlerimin içine imalı bir şekilde baktı. İri gözleri ve kırışık suratı beni hiç bu kadar rahatsız etmemişti. Ne demek istiyordu bu yaşlı bunak! )
-Anlıyorum peder. O halde onu öldürmeden mesajını iletirim. 

Ayrıldım. 
Konuşmalar kafamdan çıkmıyordu. 
Sanki bir zehri damarlarıma enjekte etmişler ve dur durak bilmeden beynimde gezinmeye başlatmışlar gibiydi. 
Bu mümkün olabilir miydi?  Alışamadığım bu süreçten kurtulabilir miydim? Üstelik bu kadar erken...
Bazılarının sadece kendine gelmesi 50 yılı geçik zaman alırdı. Sanırım kendimi düzenli beslemem ve hırsız olduğum günlerden kalma kilit açma yeteneklerim benim lehime çalıştı. 

O gece beslenmeden Skingrad a yola çıktım. İçimde çocuksu bir heyecan vardı. Yolculuğum 1 gün sürecekti. Sabahın iğrenç güneşiyle şehre varmış olurdum. Ama düşündüğümden erken oradaydım. 
Yolda koşmuş olmam haydut ve yırtıcı haycanlara denk gelmemiş olmam şaşırtıcıydı.

Kaleye vardığımda kapıdaki muhafıza kontu görmek istediğimi söyledim. Suratıma önce bir süre baktı daha sonra kahkaha atmaya başladı.  Hemen 1 metre ilerisindeki kapının diğer tarafında bulunan esmer muhafızda ona eşlik etmeye başladı. Benim gibi tatlı bir Bosmer kızının gecenin bu saatinde dışarıda olmaması gerekiyormuş. Cevabımı almıştım. Gözüme ilişen açık camdan içeri sızdım. Beklemeye tahammülüm yoktu. Cam ana avluya açılıyordu. Aşağı zıpladığımda kontun olduğunu tahmin ettiğim resme daldım. Daha sonra ise kontun kahyası olduğunu öğrendiğim Argonyalı bir kadın beni karşıladı. Heyecanlanmış gözükmüyordu. Gözlerimin içine derince baktı. Kontla görüşmek istediğimi söyledim. Bana beklememi söyledi. Bende beklemeye başladım. 

Bu argonyalı kahya beni ürpertmişti. Şüphesiz gözlerimin farklılığını yakalamış olmalıydı. Sessizlik canımı sıkıyorum. Ne kadar süredir bekliyordum. 1 dakika?  3 mü hayır belki de saniyeler. Her şekilde içimdeki heyecan ve kaygı katlanarak artıyor gibiydi. Merdivenin üstündeki kapı açıldı. Ağır adımlarla iyi giyimli biri inmeye başladı. Kont gelmişti. 

-Ne kadar süredir böylesin.

Ona saydığım günleri söyledim. 

-Sadede geleceğim. Gözlerimden anlayabileceğin gibi ben de bir vampirim. Eşimle birlikte dönüştürüldük benim aksime o bu duruma adapte olamadı ve tüm susamışlığına rağmen herhangi bir insanın kanını içmeyi reddediyor. Bu sebeple ızdırap içinde. Sadece hayvanlarla beslenmek onun beynine tarifi mümkün olmayan bir acı veriyor. Tüm vaktini uyuyarak geçiriyor. Hiç susuz kaldın mı?

İnsan kanından bahsediyordu. Ona denediğimi ama kısa sürede dürtülerime dayanamayıp vazgeçtiğimi söyledim.  

-Anlıyorum!  Tam 73 yıldır vampir tedavisi araştırıyorum. Kendim için değil. Eşimin acısına son vermek için. Son araştırmalarım bana Cheydinhal güneyindeki derenin yakınlarındaki bir cadıya götürdü. Cyrodil'deki tek cadı olduğu söyleniyor. 


Uzun lafın kısası, Kont olduğu için günlük rutinlerini, devlet işlerini aksatamayacağını söyledi. Yatalak eşini de yalnız bırakamayacağını ekledi. Görev bana kalmıştı. Skingrad'da avlanıp yola çıktım. Eğer uzun süre beslenmezsem güneş bana zarar verir derim iyice kururdu. Cadıya giderken yol üstünde bir mağarada biraz dinlendim. Güneş batmaya yakın tarif edilen yere varmıştım. 

    
-Cadının ıssız evi-
Kapıyı çalıp içeri girdim.
İçerideki kadın savunmasız yaşlı birine benziyordu. Şaşırmıştım. Hayalimdeki cadılar kesinlikle daha farklı gözükürlerdi. Bu kadın ise sadece yaşlı bir emperyal insanına benziyordu. 
Ona durumu anlattım. Karşılığında benden 5 tane ruh taşı istedi.
Bu taşları biliyordum. Nerede olduklarını da. Hırsızlık geçmişim tekrar işime yarıyordu.
Oradan ayrıldım ve 1 hafta boyunca istediği türde taşları arayarak geçirdim. 
Döndüğümde iksir için gerekli olan şeyleri sıraladı. 
5diş sarımsak, Kan otu, 5 itüzümü, argonyalı kanı ve güçlü bir vampirin külleri. 

Oldu olacak ruhumu da isteseydi! 
Hepsi hallolurdu ama onun da dediği gibi güçlü bir vampiri öldürmek Hiçte kolay olmayacaktı. 

Malzemeleri toplamak kolaydı.
Argonyalı kanını da cadının bana verdiği hançerle temin ettim. Bravil'de tanıdığım bir Argonyalı'nın gece evine girip o uykudayken onun kanını akıttım. Daha ne olduğunu anlamadan camdan kaçmıştım bile. Öldürmek zorunda değildim. Bu ahlaki olarak içimi rahatlatmıştı. Henüz karanlığa ruhumu teslim etmedim. Henüz değil... 

Hazırlanacak iksirin son bileşenine gelmiştim.  Kadim bir vampirin külleri! 
19 Yaşında bosmer bir kız ve yüzyılları geçik yaşta yaşamış bir vampir rakip. Tanrım ne yapıyorum ben!...

Argonyalı kanını taşıyan hançeri cadıya verdiğim günden itibaren 11 gün geçti... Odamdayım. Korkuyorum!...
Korkuyorum.  Ölmekten korkuyorum. Başarısızlıktan korkuyorum.  Zorunlu dürtüsel beslenme dışında odamdan çıkmadım... Korkuyorum...

14. gün aynada yüzüme baktım. Soluk beyaz ten, buruşmuş bir cilt, kırmızı gözler. KENDİMDEN NEFRET EDİYORUM!

16. gün. Dostum Eles Ai'nin evine girdim. Uykudaydı. Günlerdir beslenmiyorum. Cildim iyice kurudu. Düşüncelerim bulutlandı. Teni... O kadar hoş bir teni var ki. Kokusunu evinden girdiğim gibi fark edebildim. Maskem üstümde. ---- Evet, her zamanki gibi, uykusunu derinleştirecek büyüyü yap, ısır, beslen, ve ayrıl.  Üzgünüm Eles, üzgünüm, üzgünüm, üzgünüm!  Kasık ve karnımdan yükselen güçle alnına hafifçe dokundum. Enerjisindeki yoğunluğu hissettim ve uykusunun derinleştiğini anladım. Sabredemiyordum onu dişlemek için sabredemiyordum. Saniyeler bile acı veriyordu sanki. Boynuna yaklaştıkça kokusu yoğunlaşıyordu. Onu normalden daha şiddetle ısırdım. Hafifçe kanı emmem gerekiyordu bunu başaramadım. Sanırım ruhsal çöküntüm eylemlerime de yansıyordu. Emmeye devam ettim. Onun kanı vücudumun içine girip dolaştıkça tarifi güç bir haza boyandım. Sonra bir ısırık daha, kafamı kaldırıp akan kanın güzelliğine baktım ve masumane uykuda olan arkadaşıma kanı yalamaya başladım, kafamı kaldırdım ve onun yüzüne baktım yüzüne tırnağımla bir çizik atarken bir anda anlık bir titremeyle kendine geldi gözlerimiz birbiriyle buluştuğunda irice göz bebeklerini ve yaşadığı dehşeti görebiliyordum. Yüreğinin tam derinlerinden gelen bir çığlık attı ve yataktan kendini benim olmadığım yöne doğru fırlattı. Kendini kaybetmiş şekilde çığlık atıyor yere düşmüş halde benden uzağa doğru ayaklarıyla vücudunu ittirmeye çalışıyordu. Hızlıca arkamı döndüm ve kaçmaya başladım.  Tanrım ne yapıyorum ben!...  Neden bu kadar ileri gittim. KENDİMDEN NEFRET EDİYORUM! Gözyaşlarım bile gelmiyor nasıl bir nalet bu! 
Koşarak evime gittim. Kontrol bende değildi. Çevremde ne varsa sağa sola fırlattım. Aynaya geldiğimde çığlıklar atarak aynayı yumrukladım. Kesik cam parçalarını alıp kendimi kesmeye başladım. Kollarıma küçük çizikler atarken fiziksel acımın ruhsal acımı bastırmasını umuyordum. Kestiğim yerlerden doğru düzgün kan bile akmıyordu. Vampir olmak kendinizi kesmenizi bile boktan bir hale getiriyordu...  Tüm bu kendime yaptığım ızdırap ritüelimden sonra hareketsiz kaldım. Yerde otururken gözüm yatak odamdaki cama ilişti. Kapının ardından yatak odama bakarken camdan gelen ay ışığı odamı tatlı bir şekilde aydınlatıyordu. O görüntüye kitlendim. Çocukluğum aklıma geldi. Masumluğum, bizi terk etmeden önce babamla geçirdiğim zamanlar, annem, ormanlık alanlar hepsi. Hareketsizce saatlerce öyle kaldım. Gün ışığı kendini gösterdiğinde dinlenmeden plan yapmaya giriştim. ---   Ya insanlığa dönecektim ya da bu uğurda ölecektim. 

29. Gün. 
Hız ve farkındalığımı arttıracak 1. kalite iksirleri çaldım. 
Büyülü alevi içeren oklar hazır.  (Vampirlerin aleve zayıflığı herkes tarafından bilinir)
Kadim Vampir'in inini öğrenip yetecek seviyede keşif yaptım. Hareketlerini ve alışkanlıklarını öğrendim. 
Hazır mıyım bilmiyorum. Fakat o gün geldi. 
Yer altı mağarasına giren tahta bir kapı beni karşıladı.
İçerisi düşündüğümden de rahatsız ediciydi.
Sessizlik ve rahatsız edici bir soğukluk vücudumu sardı.


--- Gölge beni gizler ---
Güçlü olmayabilirim. Ama hassas noktaları bilirim. Onlar fark etmeden yayımı germeyi ve öldürücü darbeyi göndermeyi bilirim. Sessiz adımlar atarım, sesleri iyi takip ederim, avımın dikkati neredeyse ona göre hareket ederim. Yaşadığım zorlu ve yalnız yaşam bana bunları öğretti. 
Acı beni güçlü kıldı. Ve bu gün en büyük sınavımı veriyorum.  Hikayem burada sonlanmayacak!

Mezara doğru indim. İçinde bir yaşam belirtisi hissedemedim. Hemen karşımdaki taşa mıhlanmış ceset gözüme ilişti. 

Birden fazla vampir canlı şekilde beslenmiş. 
Yaptıklarını bir oyuna çevirmişler. İşkence izleri var. Adamın çığlıklarını hayal bile etmek istemiyorum.
Yaşam böyle...
Acımasızlıkla dolu.  Tam olarak bu yüzden güçsüz olmaya lüksüm yok. Av olmayacağım!

Taşın arkasındaki geçitten yoluma devam ettim. Sessizce adımlar atarken geçidi koruması için büyüyle canlandırılmış bir ceset gördüm. Bir zombi.
Kolay olacak. Bunlarla çokça karşılaşmıştım. 
Yayımı gerdim ve büyünün aktif olduğu noktaya tek bir atış gönderip zombinin işini bitirdim.

Karanlık dar yollar boyunca ilerledim. Vampir olduğumdan karanlık benim için problem değildi. Görmem oldukça rahattı. Tuhaf şekilde korkmuyor kendime güveniyordum.
--- Ben AV değildim!  ---

Oyukların tekinde enerjisi düşük bir vampire denk geldim. Büyü gücü fazla olsa da zayıflığını hissedebiliyordum. Alevli oklarımdan birini aldım. Ve o fark etmeden onu da hakladım. 

Kendi bölmesindeki son ziyafetine ve çarpık oyununa bir göz attım. 


Artık daha fazla zayıf ruhu incitemeyecek. --- BEN AV DEĞİLİM ---

Sessizce yürümeye devam ettim.

 --- BEN AV DEĞİLİM ---

Gölgeyle bütünleştim.

 --- BEN AV DEĞİLİM ---

İçimdeki alevi canlı tuttum.

 --- BEN AV DEĞİLİM ---

Gelecek ve zafer benim olacak. 
 
 --- BEN AV DEĞİLİM ---

Emperyal kolejinin stoğundan çaldığım iksirleri içtim. Hissediyordum avım yakındaydı. Eğer ölüm gelseydi gülümserdim. En azından doğru yolda olduğumu bilerek ölebilirdim. Öldürdüğüm vampirin derisini kesip üstüme sürdüm. Kokumu gizledim. Güçlü bir vampirle karşılaşacaktım duyuları keskin olabilirdi. Sezgisi güçlü olabilirdi. Her şeye hazırlıklı olmalıydım. Karanlık oyukları kısa bir süre takip ettikten sonra onu gördüm. Yere serdiği koyun derisinden yapılmış kilimine oturuyordu. Tahminen 1.85 boylarındaydı. Üzerinde zenginlere has kızıl renkte iptekten bir giysi vardı. Yüzünü göremiyordum fakat arkadan kızıl uzun saçları etkileyici şekilde duruyordu. Sebepsizce bir hayranlık ve saygı oluştu içimde. Tarifi güç bir enerji yayıyordu. Bazı vampirlerin bu özelliğe sahip olduğunu okumuştum. Karşı tarafta bir cazibe oluşturup onu manipüle edecek cinste bir güç. O an onun hikayesini merak ettim. Bu noktaya nasıl geldiğini, nasıl bir hayatı olduğunu, nasıl dönüştüğünü ve ne zorluklar çektiğini. Daha sonra işkence görmüş insanları hatırladım ve kendime geldim. Daha bir şey yapmamıştı ve beni etkilemişti bu da bir büyü müydü?  Ya da sadece kadınların güce duyduğu arzuyla mı alakalıydı. --- Kendime gelmeliydim. Düşüncenin zamanı değildi.  Nefesimi tuttum büyüyle işlenmiş alevli okumu aldım. Nefesimi tuttum ve acımın verdiği güçle yayı gerdim. Oku tam boynuna gönderdim. Ve ok yaydan çıkmışken elim bir diğerine doğru gitti en hassas yerinden vurmuş olmama rağmen onun ölmeyeceğini tahmin ediyordum. Nitekim öyle de oldu. Beni fark etmediği için kendini sertleştirememişti. Ok boynundan tam girdi ve hareket kabiliyetini kısıtlayacak şekilde istediğim yerde durdu. Okun hızı ve etkisiyle öne doğru düştü. En ufak bir ses bile çıkarmadı. Sağ eliyle gizlenme büyüsünü yapmaya yeltendi ayağa kalkıp hızlıca avuç içine bir ok daha attım. Gizlenmeyi başaramadı. Hızlı bir refleksle bana doğru döndü. Hala yerdeydi. Aramızda 3-4 metrelik bir mesafe vardı. Göz göze geldiğimizde onda bir korku göremedim. Ruhu çekilmiş gibi boş gözlerle bakıyordu. Sol eliyle tüm vücudundan güç toplayamadan zayıfça bir ateş topu gönderdi. Boynundaki yere, enerji ve sinir sistemini en iyi şekilde elimine edecek bir ok atmıştım. İlk attığım okum kusursuzdu buna rağmen hareket kabiliyeti ve büyü gücü bulabilmesi mucizevi geliyordu. Attığı ateş topuna karşı hazırlıklıydım. Ben farkına varmadan yapabileceği tek hamle buydu. Ani ve beklenmedik. Hazırlıklı olmama rağmen beni sağ bacağımdan vurdu. Mitril zırhımın ardından bacağım derin bir şekilde yandı. Fakat sendelemedim ve elimle bir ok daha aldım. Önce sol bileğinden, sonra midesinden, sonra boynundan bir tane daha!  Kahrolası şey sesini bile çıkarmıyordu sadece yırtıcı bir kedigili andıran küçük bir ''kss'' sesi.  Elim sadağıma gittiğimde oklarımın kalmadığını fark ettim. O kadar adrenalinle dolmuştum ki vakit kaybetmeden savaş çığlığıyla ona doğru koşup üstüne sıçradım. Yerde hareketsiz yatıyordu. Ölmemişti. Artık yüz yüzeydik. Üstündeken hançerimi çıkarıp göğsüne defalarca sapladım. Hala ifadesizce duruyordu sadece ''kss''lamaya benzer nefes sesleri...  Sanki bana naletler yağdırsa daha rahat hissedecektim. Sanki onca işkence edilen cesedi görmemiş gibi suçlu olan bendim. Yoruluıncaya kadar koluna ve gövdesini hançerlemeye devam ettim. Bir süre kendimi bırakıp onun üstüne yığıldım. Tamamiyle bir sessizlik hakim oldu. Hızlı hızlı nefes alıp vermem, kadim vampirin belli belirsiz hırıltısı ve geçtiğim oyuklardan gelen su damlaması dışında bir ses yoktu. Kısa bir süre böyle kalmışken vampir beyhude bir çabayla yüzünü hareket ettirmeye çalışıp hemen yanı başındaki boynuma yeltendi. Tamamen bitkin haldeydi. Hafifçe üzerinden kalktım. Meşalemi yaktım ve onu ateşe verdim. Gür bir hırıltıyla küle dönüştü. Tozları vakit kaybetmeden hazırlamış olduğum keseye koydum. Meşaleyi yere bıraktım. Ellerime baktım, titriyorlardı. Neye dönüşmüştüm ben?  Beynimin gene düşünmeyi kestiği ve hareketsiz kaldığı anlardandı. Mağaradaki taşlara doğru sırtımı vererek oturdum. Bacaklarımı yüzüme çektim ve bir müddet öyle kaldım. Ne kadar kaldığıma dair hiçbir fikrim yok. Zamanın burada hangi hızda aktığına dair hiçbir fikrim yok...  Sadece içimde mutluluk yoktu. Başarının verdiği bir huzur da yoktu. Sadece yok edici bir boşluk...

Cadının yanına döndüm. Kadim vampirin külüyle istediği tüm malzemeler hazırdı.

24 saat geçirmek için en yakın şehir olan Cheydinhal'e gittim. 
Sussuzluğumu gidermek için son avımı seçeceğim yere. 

Zengin birinin evini gözüme kestirdim. Hava çoktan kararmıştı. Uyumuş olmalıydılar. 
Kimse yokken kolayca kapıyı açıp içeri sızdım. 
Bir ressamın eviydi.

Çoğu zaman karşı tarafın rızası dışında, haberleri olmadan kanlarını almak bana suçluluk verirdi. Bu gün nedense bir şey hissetmiyordum. Bir suçluluk yoktu üzerimde. Hissizlikle yatak odasına çıktım.
Dunmer yani kara elf bir çifte rastladım. Pek düşünmeden son avımın boynunu yaladım ve son kez beslendim...


Beslenme anında her şey harikadır. Bir anlığına dünyanın tüm dertleri hafifçe omuzlarınızdan kalkar ve kaybolur. Bu kaybolma sizde her anlamda bir hafiflik hissettirir. Mutluluk, heyecan ve tatmini aynı anda yaşarsınız. O an bu beslenmeyi sanatsal bir biçime sokmak dahi isteyebilirsiniz. İlk beyninize daha sonra tüm vücudunuza tarifi zor olan bir güç gelir sizi sanki çeki düzene sokar. Daha beş - on dakika önceki beslenmeden önceki haliniz size tuhaf ve anormal gelmeye başlar. Sanki başka bir kişidir o. 

Beslenme sonrasında bir müddet yatan çifte baktım. Hissizce...  Bir an kendimi yüzyıllar boyunca bu ritüeli yaparken hayal ettim.  Acaba nasıl bir değişime uğrardım?  Acaba zehirli olan karanlık tarafa kayar mıydım?  Acaba o kadim vampire benzer miydim? 
Bunları düşünmem beyhudeydi - - - 
Avımın boynundaki yarayı büyüyle iyileştirip gizledim.
Sessizce evden dışarı çıktım. 
Lokal bir han'da kendime bir oda kiraladım.
Ertesi gün güneş batmaya yakın han'da oturup insanları izledim. Bir kaç sarhoş yanıma gelip benle konuşmaya çalışsa da soğuk bakışlarım onları uzaklaştırdı.   Çokça kişinin canını almak size tuhaf bir güç veriyor olmalı. Sadece gözlerinizle birilerini tehdit edip caydırabiliyorsunuz. Cadıya gitmeden önce handaki son vaktimi geçirirken tuhaf bir boşluk ve yalnızlık hissi içindeydim. Çevremde bir şeyler dönüyordu ve ben bu çarkların içinde değil gibiydim. Sanki ait değildim buraya. İnsanları izlemekle yetindim. Vampirlik ya da öncesi, hiç bir zaman onlardan değildim... Hiçbir zaman bu aleme ait olmadım. 

Güneş batarken cadının kulubesine doğru yola çıktım. 
Yolculuk sakin ve hızlı geçti. 
Cadıdan iksiri alıp içtiğimde düşündüğümün aksine dakikalar içinde hızlıca değişim geçirmiş ve insani formuma geri dönmüştüm. İlk bileklerime ve ellerime baktım renk ve canlılık geri gelmişti. Yakındaki aynaya koştum. Kendime gülümsedim. Sarıya çalan açık kahve rengi saçlarım beyazlığından kurtulmuş göz rengim açık kahveye geri dönmüştü. Yüzüme renk gelmişti. Mutlu hissediyordum!  Gözlerimden bir kaç damla yaş geldi. En son ne zaman ağlayabilmiştim?




Son olarak iksirin kalan kısmını Skingrad'a kont'un eşine götürdüm. 

Argonyalı hizmetçi gizli bir taş kapıyı açarak yer altına beni yönlendirdi. 



Kont'un beni beklediğini söyledi. 

Taş kapıdan içeri girdiğimde içeride beni Kont, kontun eşi ve cadının beklediğini gördüm.  Cadının buraya benden önce nasıl geldiğine şaşıramadım bile. 

Kont beni gördüğünde iksirin işe yaradığını anlamıştı. 
İksiri ona uzattım. 
Eşini ızdıraplı yarı kendinden geçmiş uykusundan uyandırdı. 



Ona müjdeyi verdi. 
Bunun bir ayrılık olduğunun farkındaydılar. 
Son kez birbirlerine sarıldılar. Kont sıkıca eşine sarılırken eşi bir süre sonra onun kollarında can verdi. Hareketsiz ve kendini taşıyamayan kadının bedenini yavaşça yatağa geri yatırdı. Hiçbir şey söylemeden sandalyesine oturdu ve onu izlemeye başladı. 


Bense arkamı döndüm ve oradan ayrıldım. Kontun yalnız kalmaya ihtiyacı vardı. Beni daha sonra bulacağını biliyordum. 

Her şey kontla başlamış ve kontla bitmişti. 
Benimse maceralarımdan bir tanesi bitmiş yenileri için dışarıya adımımı atmıştım. 
Tertemiz havayı ciğerlerime çektim. 
Bana geleceğin neler getireceğini bilmiyorum. Ama her gün çabalayacağım. 
--- Çünkü ben av değilim --- 

_________________________________________________________________________________

Notlar - Son söz: 
*The Eldar Scrolls Oblivion oyununu şu sıralar oynamaktayım. Orada açtığım karakterin bir macerasını hikayeleştirerek aktarmak istedim.  Kendimi de bunu ne kadar yapabileceğim diye bir denemiş oldum. 
*Farklı günlerde canım istediğinde yazmaya devam ettim. Tekrar bir baştan sona okumadan yayınlayacağım herhalde :)
*Her şekilde bir şeyler üretmek oldukça güzel! 
*Kendi geleneğimi devam ettirmek adına 2-3 şarkı ile kapatalım o halde :)  Bunu buralara kadar okuyan kişi bu kalpler de sana   <3 <3 <3   (3 tane hem de) 


__________________________________________________________________________________
















 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder