Running to the Edge of The World
-aa bu şarkıyı seviyorum! Tatlı bir karanlığı var.
-Sen de karanlıkla kafayı bozmuşsun he. Tekrarlayıp duruyorsun.
-Azıcık o karanlıktan olmasa beni sevmezdin biliyor musun?
-Gene şifreli şifreli konuşmaya başladın.
-Öyle ama kimse iyi ve efendi erkekleri sevmez. Annelerinden başka.
-Ben seni yine de severdim.
-Hep öyle derler :)
-Ya çok ciddiyim. Seninle özel hissediyorum. Sen beni anlıyorsun bazen modumu yükseltiyorsun.
-Hep öyle derler :)
-Aptal ya...
-Dur dur bak şarkının nakaratı geliyor ''We are running to the edge of the world, Running, running away''
(Gözlerimi kapadım- ana odaklandım. Tuhaf bir boşlukla beraber huzuru hissediyordum. Nakarat bittiğinde gözlerimi açtım kafamı hafifçe çevirdiğimde iri gözleriyle ve samimi bir gülümsemeyle bana bakıyordu. İçim acıdı... Çünkü... Her neyse)
-Eee beğendin mi?
-Güzelmiş.
-Cidden dinledin mi ki? :)
(hadi ama dercesine bakıp başını omzuma yasladı. Parkta koşturan çocuklar, annelerin sesleri ve bir kaç motorcu keko vardı. Sessizliği bir süre paylaştık)
-Teşekkür ederim.
-(hafif duygu yoğunluğunu arttırmak için saçını biraz koklayıp öyle cümleme başladım. Ses tonumu iyi seçtim. Kısıkça. ) Neden teşekkür ediyorsun.
-Hissedebilmemi sağladığın için.
Bir şey söylemedim.
Belli bir süre geçti.
Ağlamaya başladı.
Bir şey söylemedim.
Neden ağladığını biliyordum.
Onu biliyordu.
Ona rağmen yanımdaydı.
Sadece hissedebilmek istiyordu.
Dünyanın sonuna doğru koşuyorduk. O an için öyleydi.
O an için öyleydi...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder