3 Nisan 2024 Çarşamba
23 Şubat 2024 Cuma
Çökük halde yazdığım notu hortlatmak
Beynimi matkapla delmek istiyorum. Kalın bir ekmek bıçağını defalarca saplamak istiyorum. Bir tornavidayla bastırmak veya pressle ezip parçalamak. - - - Beynim çalışmayı reddediyor gibi! Formum düşüyor ışığımı gösteremiyorum. Pozitif duyguları üretmiyor. Keyif almıyorum hiçbir şeyden. Rol yapıyorum sadece... Rol - Her şeye rol. Sıkılmak dışında bir duygu sağlamıyor beynim bana. Ve tamamiyle sebepsizce oluveriyor. TAŞAK GEÇER GİBİ. Her şeyimi etkiliyor! Kontrolümü azaltıyor. Sebepsizce oluveriyor. Yediğime dikkat ediyorum, sağlıklı besleniyorum, spor yapıyorum, psikolojimin iyi olmasına dikkat ediyorum, hayatım büyük oranda yolunda, çok çalışıyorum, çalıştığım kadar kendime ödül verip eğlenmeye çalışıyorum, belki yeterince başarılı olamıyorum. Belki siktiğimin beyni pozitif hormonları salgılamayı reddediyor. İlaç kullanmayacağım! Hayır. Belki de sınırlarımı zorluyorumdur ve bir yerde kaldırmıyordur beynim bunu. Bilmiyorum amına koyayım bilmiyorum. Bilsem onu da çözeceğim. Sadece zaman kaybetmek istemiyorum. Zaman kaybedemem. Kontrolüm dışında olmak zayıf hissettiriyor. Similasyonda g
Burada sikerler diyip sonlandırmışım.
25 Ocakta yazmışım bunları. Şimdi kendime bile tam empati kuramıyorum.
Şimdiki halim o halime ''yapmanın iyi olacağı şeyleri AŞIRI ZOR olsa da yapmaya devam et'' diyor. Ama o ruh hali de ayrı bir şey... Ama vasattan ayrılmak istiyorsam bir şeyler bulabilmek istiyorum. Güzelce yağlanmış ve iyi bir mühendislikle yapılmış bir makine gibi çalışabilirim. İnsanın makineye benzediğini kabul etmek çoğu için zor gelebilir ama iyice işin içine indiğimizde çeşitli ihtiyaçları olan ve bunlar sağlandığında iyi çalışan makineleriz. Düşünen, iradesi olan zavallı makineler.
One day I am gonna grow wings
2 Aralık 2023 Cumartesi
Bilinçaltı Dünyası #4
Tavanı yüksek oldukça lüks bir bankanın içindeyim. İçeride farklı farklı insanlar var. Türkiye'deyim fakat farklı bir Türkiye burası. 3-4 basamaklı olan geniş merdivenlerden içeri teröristler giriyor. Uzun sakalları bana İslam'la alakası olmayan tarikat teröristini andırıyor. Herkesi gaddarca tüfekleriyle taramaya başlıyorlar. Silah sesleri o kadar yoğun ki çığlıkları bastırıyor. Bir an olsun silahlar durmuyor sanki sınırsız mermileri varmış gibi ateş ediyorlar. Orada bir anlığına görüş açım bir teröristinkine kayıyor. Onun bakışından görüyorum. İnsanlara ateş ederken insanların suratındaki korkuyu görüyorum. Ateş eden kişinin bundan haz alırcasına ölmüş olan birine dahi ateşe devam ettiğini görüyorum. Kan ve vahşet, boyuna giren kurşunlar, kaçışan insanlar ortalık cehennem gibi. Ardından kendime dönüyorum silahlı olan terörist bana silahını uzatıp beni şok halinde yakalıyor ve öldürüyor. Korku hissetmiyorum rüyamda ya da herhangi başka bir his. Sadece şaşırmayı hissettiğimi hatırlıyorum. Şaşırıyorum. Anlamıyorum. ------ Daha sonra tüm senaryo en baştan başlıyor. Fakat bu sefer ben bu durumun farkındayım. O geniş kapıdan 5 teröristin içeri bir anda gireceğini 3-4 basamaklı geniş merdivenlerden inerken vahşice herkesi tarayacaklarını biliyorum. Bu sefer vezneye yakın balkondan diğer bölmeye geçiyorum o sırada teröristler girip az önceki senaryoyu tekrarlıyorlar.
Bulunduğum yer bir gökdelen gibi. New York'un times meydanına benzer bir ortam ama Türkiye'deyim. 2. kattayım. Bir şekilde kaçıyorum oradan. Arada yaşadığım sisli anıları tam hatırlamıyorum ama görüşüm bir ara gene Teröristlerin içine kayıyor. Olaydan sonra onların arabasında hayalet misali onların içinde buluyorum kendimi. Onların hislerini hissediyorum yoğun çok yoğun bir adrenalin içindeler. Onlar da ne yaptık biz dercesine pişmanlık içermeyen bir şaşkınlık içindeler. Ön koltuğa oturan liderleri olduğunu düşündüğüm biri yaptıkları şeyin kutsallığından bahseden bir kaç zırva bahsediyor. Sanki suçluluk hislerini bastırmaya çalışıyor gibi diğerlerinin, ama hiçbiri suçluluk hissetmiyor ki. Hepsinin aklında yaptıkları şeylerin görselleri geçiyor. Kendime döndüğümde havanın kararmış olduğunu görüyorum. Varoşun içindeyim. Dar sokaklar kötü görünümlü evler. Dışarı asılmış çamaşırlar. Verandada oturan teyzeler küçük küçük bahçeler. Hepsinin içinden yolumu bulup evime gitmeye çalışıyorum. Görsel yine kayıyor, Bursa - Heykel meydanına gidiyorum gene başka bir adam. Muhtemel bizden yana olan bir casus ya da muhbir. Beyazlar içinde sakallı. Bir şekilde onun tehlikede olduğunu düşünüyorum. Bir şeylerin farkına varıyor ve büyük bir korkuyla haberi ulaştırmak için harekete geçiyor. Bu büyük haber Türkiye'ye yapılan - yapılacak olan büyükçe bir saldırı. Bir şekilde Türkiye tam o sıralarda hiç beklemediği bir savaşa giriyor. Habersizce... ve gaddar bir düşmana karşı. Havada uçaklar uçuyor bombalar patlıyor. Tüm insanlar cehennem misali sağa sola kaçışıyorlar. Bir şeyler için çok geç. Herkes anlıyor. Görüntü bana geldiğinde evime yaklaşmışım gece olan hava sabaha varmış. Güneş hafiften kendini göstermeye başlamış. Her yer, tanıdığım mahalle, geçtiğim caddeler yıllarımın geçmiş olduğu sokağım ve mahallem moloz yığınına dönmüş Dehşet içindeyim. Azimle evimi bulmaya çalışıyorum. Mucizevi şekilde evimin iskeleti ve bazı duvar kısımları duruyor. Her yeri yanmış. İçeri acilen zıplayıp en değer arz eden şeyleri sakladığım sandığımı bulmak için atılıyorum. İçeriden kötü niyetli olmayan biri çıkıyor elini göğsüne getirip Allah'ın selamını veriyor. İçeride namaz kılmış. Yukarı odama çıktığımda sandığımın güvende olduğunu görüyorum. Yüksek bir rahatlama geliyor. Bir şekilde anne tarafından dedemi görüyorum evimde. Bu evrende ailem boşanmamış olmalı yoksa dedem, babam ve benim oturduğum eve gelmezdi. Babamı göremiyorum muhtemelen bencil davranıp bir yerlere kaçmıştır amına kodum evladı. O an öyle düşünmüyorum burada ekledim :D O an aklıma bile gelmiyor. Sadece dedem var ve dayımın kızı Elif var tüm masumluğuyla orada. Çatıya çıkmış oynuyor. Onu korumak için alıyor ve içeri götürüyorum. Bir şekilde evimizin altında devasa tekerlekler olduğunu hatırlıyorum. Dedem çalışır mı gibisinden bir şeyler soruyor. Denemesini söylüyorum. Evimiz ¿ bir şekilde çalışıyor ve onunla dedemlerin oraya çıkıyoruz. Yolda tek gördüğüm molozlar ve yıkım oluyor. Hissettiğim ise üzerimize bir bomba düşüp düşmeyeceği. Çünkü gök yüzünde uçaklar birbiri ile savaşırken bazı alanlara bombalar düşüyor. Evin stop edip durmasından korkuyorum. Bir şekilde ulaşıyoruz. Bir şekilde güvendeyiz.
Uyanıyorum. Saat 6:45 Dışarıda rüzgar var. Dün çok yalnız hissetmiştim. Neden böyle bir rüya gördüm. Analiz yapamayacak kadar üşeniyorum. Bu yazıyı Hotaru'ya armağan ediyorum. Çünkü bana bunu yazmamı bir nevi o hatırlattı.
Gelenek: øneheart - this feeling
31 Ekim 2023 Salı
Boş bulunmuşlukla bir kaç satır
Aklımda şu an ne var biliyor musun, bazen beynimizdeki yük o kadar ağırlaşıyor o kadar çoğalıyor ki bunun altında eziliveriyoruz. Performansımız düşüyor ve kendimizi eleştiriyoruz. Her bir şeyimizi... (şahsen bende böyle oluyor)
Böyle durumlarda mutlak bir sadeleşmeye gidiyorum ben. İlk olarak sosyal medyayı çok keskin bir şekilde kısıtlıyorum. Bazen 5 dakika bazen hiç girmiyorum. Yeni bilgi sokmuyorum beynime. Çünkü biliyorum ki öz yıkımım dünyadaki en iyilerde en üstlerde. Öyle kaliteli s**kerim kendimi. Dillere desten olun üstüne Türküler yazılır. Öyle kaliteli s**kerim kendimi. Elimde değil... O yüzden mümkün mertebe o orospu çocuğuna malzeme vermiyorum. Biliyorum olmadık bir şeyi kafaya takacak mantığın sesini dinlemeyecek. Öyle kaliteli kötü hissettirecek ki beynimdeki yoğunluk yetmezmiş gibi birde hislerimle uğraşacağım. Duygusal stabilite haline ulaşamamış her bir erkek olmamış erkektir. Bak şimdi bana bunu söyledi. Orospu çocuğuna bak şimdi bana bunu söyledi... Ama haklı... Haklı!! Duygusal stabiliteye her ulaşamamış erkek olmamış erkektir. Bir erkeğin duygusal olarak kaya gibi olması gerekir. Dönüp bakınca 15 yıl önceki benle kendimi kıyaslasam çok çok güçlü bir değişim var evet. (Ama yeterli değil.) sus orospu çocuğu az şefkatli davran (kimse sana şefkatli davranmayacak) biliyorum... (o halde ağlama, çalış) gücüm mü var? (eylemden sonra gücün gelecek) sen hangisisin? Eleştirmeyecek misin? (ben mantığınım bu kadar vakit harcadık yeter. şimdi işe gitmek için 4 dakika içinde hazırlanmalısın yoksa geç kalacaksın) Eyvallah benliğim. siktir olup gidiyorum. vaktim yok...
12 Eylül 2023 Salı
Dünyanın sonuna koşmak
Running to the Edge of The World
-aa bu şarkıyı seviyorum! Tatlı bir karanlığı var.
-Sen de karanlıkla kafayı bozmuşsun he. Tekrarlayıp duruyorsun.
-Azıcık o karanlıktan olmasa beni sevmezdin biliyor musun?
-Gene şifreli şifreli konuşmaya başladın.
-Öyle ama kimse iyi ve efendi erkekleri sevmez. Annelerinden başka.
-Ben seni yine de severdim.
-Hep öyle derler :)
-Ya çok ciddiyim. Seninle özel hissediyorum. Sen beni anlıyorsun bazen modumu yükseltiyorsun.
-Hep öyle derler :)
-Aptal ya...
-Dur dur bak şarkının nakaratı geliyor ''We are running to the edge of the world, Running, running away''
(Gözlerimi kapadım- ana odaklandım. Tuhaf bir boşlukla beraber huzuru hissediyordum. Nakarat bittiğinde gözlerimi açtım kafamı hafifçe çevirdiğimde iri gözleriyle ve samimi bir gülümsemeyle bana bakıyordu. İçim acıdı... Çünkü... Her neyse)
-Eee beğendin mi?
-Güzelmiş.
-Cidden dinledin mi ki? :)
(hadi ama dercesine bakıp başını omzuma yasladı. Parkta koşturan çocuklar, annelerin sesleri ve bir kaç motorcu keko vardı. Sessizliği bir süre paylaştık)
-Teşekkür ederim.
-(hafif duygu yoğunluğunu arttırmak için saçını biraz koklayıp öyle cümleme başladım. Ses tonumu iyi seçtim. Kısıkça. ) Neden teşekkür ediyorsun.
-Hissedebilmemi sağladığın için.
Bir şey söylemedim.
Belli bir süre geçti.
Ağlamaya başladı.
Bir şey söylemedim.
Neden ağladığını biliyordum.
Onu biliyordu.
Ona rağmen yanımdaydı.
Sadece hissedebilmek istiyordu.
Dünyanın sonuna doğru koşuyorduk. O an için öyleydi.
O an için öyleydi...